İçeriğe geç

Edinilmiş mallara katılma rejimi hangi tarihten itibaren uygulandı ?

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Hangi Tarihten İtibaren Uygulandı?

“Edinilmiş mallara katılma rejimi” ifadesi, kulağa biraz resmi ve karışık geliyor, değil mi? Hani “ekonomi okudum, teorileri biliyorum” diyorum ama bazen bu hukuk terimleri de beni zorluyor. Ama durun, bir dakika… Bu rejim aslında o kadar da karmaşık değil. Yani, yıllardır evliliklerde uygulanan, aslında hayatımızın içinde bir şekilde var olan bir düzen. İsterseniz biraz da tarihe bakalım, bu kavram nasıl doğmuş, kimlere yarar sağlamış, hangi tarihten itibaren hayatımıza girmiş?

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi: İlk Kez Ne Zaman Uygulandı?

İlk olarak 1 Ocak 2002 tarihinde uygulamaya girdi, evet, doğru duydunuz! 2002 yılının başı. Ben henüz ilkokuldaydım, ama etrafımda “yeni medeni kanun çıktı” cümlelerini duymaya başlamıştım. Hatta bir gün annem, “Bu yeni medeni kanun yüzünden artık mal varlıklarımızda bir değişiklik olacakmış” demişti. O zamanlar çok da idrak edemedim ama annemin ciddiyetini görünce “Buna dikkat etmek lazım” diye düşündüm. İşin içine girince ne kadar önemli bir konu olduğunu anladım.

Peki, 2002’de ne oldu da böyle bir düzenleme hayatımıza girdi? O dönemde yapılan değişiklikle, “edinilmiş mallara katılma rejimi” adı verilen sistem, önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak eşlerin birbirlerinin mal varlıkları üzerinde daha fazla hak sahibi olmalarını sağladı. Yani, bir eşin kazandığı veya edindiği mallar, boşanma durumunda diğer eşe de ait oluyordu.

Eskiden Ne Vardı? “Mal Ayrılığı” Ya Da “Paylaşılan Emeğin Değeri”

2002’den önce ise farklı rejimler vardı. Aile içi mal paylaşımına dair en yaygın olan rejim, mal ayrılığıydı. Bu rejime göre, her birey kendi kazancından sorumluydu ve her şey kişisel olarak kabul edilirdi. O zamanlar, anne ve babalarım da “evlenirken mal ayrılığı yapalım” gibi düşüncelere sahiptik. Hatta bir akraba, “Aman, birinin malını almak istemem, boşanırsak ne olacak?” diye bir espri yapmıştı. Aslında, kimse o zamanlar “edinilmiş mallara katılma” rejimini pek tartışmazdı. Çünkü insanlar ya evlenmeden önce mal ayrılığı yapmayı tercih ederdi ya da boşanma söz konusu olursa “kendi kazancım” diyerek her şeyin kişisel olduğunu kabul ederdi.

Yani aslında bu mesele, bir yandan pragmatik bir seçimken, diğer yandan da ilişkilerdeki güveni test eden bir unsurdu. Ama 2002’deki değişiklikle, işler biraz daha farklı bir hâl aldı. Eşler artık hem kendi kazançlarını, hem de evlilik süresince ortaklaşa elde ettikleri malları paylaşmak durumundaydılar. Hem maddi hem manevi olarak “birlikte kazanılan” tüm değerler eşit bir şekilde paylaşılacaktı.

Günümüzden Bir Kesit: “Duydun mu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?”

Geçenlerde arkadaşlarla çay içiyorduk, tabii konu yine evlilikler ve boşanmalara geldi. Şu anki ilişkilerde neler oluyor? Kimin kiminin malına ne kadar sahip olabilir? Herkes “Edinilmiş mallara katılma rejimi ne demek” diye bir araştırmış, farklı farklı yorumlar yapıyordu. Bu sırada eski bir arkadaşım, “Biz de birini tanıyorduk, boşandılar ama adam neredeyse bütün evin eşyalarını alıp gitmişti!” dedi. Tabii, hemen konuya daldık: “O zaman edinilmiş mallara katılma rejimi nasıl işlemiş?”

Yani, hem biraz kafa karıştırıcı hem de yerel hikayelerle tatlı hale gelebilecek bir konu bu. Ama sonuçta, 2002’den sonra bu sistemle ilgili herkesin kafasında daha net bir çerçeve oluştu. Hangi eş, hangi mal varlığında ne kadar hak sahibi, bir süre sonra belirginleşti. Çeşitli raporlar, 2002’den sonra yapılan boşanma davalarının da sıklığının arttığını ve bu düzenlemenin boşanmalarda daha fazla maddi paylaşım getirdiğini söylüyor.

Evlilikte Eşitlik Mi, İhtiyaç Mı?

Şimdi diyeceksiniz ki, “Bunları yazarken benden başka kimse ne düşünüyor?” Bunu düşündüğümde aslında bu yasal düzenlemenin getirdiği eşitlik anlayışının birçok insanı rahatlatıcı bir çözüm sunduğunu söyleyebilirim. Ama diğeri de var: “Boşanırsam ne olur?” sorusu, hala evli olanlar için büyük bir kaygı oluşturuyor. İki tarafın da “ortak mal” haklarını sahiplenmesi, zaman zaman zorlayıcı olabiliyor.

Aile içindeki emek paylaşımına bakıldığında, kadın ve erkek eşit paylar alacak şekilde düzenlemeler yapılmışken, bu sorular bazen sadece ekonomik değil, toplumsal anlamda da çeşitli soruları gündeme getiriyor. Kısacası, her evlilik ve ilişki, kendi içinde “Edinilmiş mallara katılma rejimi”nin nasıl işlediğini gösterebilir. Bu, her zaman basit ve net bir çözüm değil, hayatın ta kendisi gibi.

Sonuç Olarak

Edinilmiş mallara katılma rejimi, 2002’de resmi olarak devreye girdi ama toplumun her kesiminde farklı izler bıraktı. Kimisi için eşitlik sağladı, kimisi içinse belirsizlik. Her ne olursa olsun, bu değişim, ekonomik ve hukuki düzlemde hayatımıza etkisini hissettirdi. Bugün baktığınızda, bu düzenleme, sadece hukukun değil, aynı zamanda ekonomik değerlerin paylaşılmasında da önemli bir araç haline geldi.

Ve belki de bundan sonra, bu kavramı ilk duyduğumuzda, “Evet, işte bu!” diyeceğiz, kim bilir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet mobil giriş