Eylül Ayının Eski Adı Nedir? Bir Ayın Tüm Duygusal Yüzleriyle Tanışalım
Eylül… Hani şu yazın son demlerinin, okulların açıldığı ama hala bir parça yazdan kalma sıcaklıkların olduğu, insanların bir yandan kışa hazırlanırken bir yandan da tatil hayalleri kurduğu, karmaşık bir ay. Tam olarak ne olduğunu kimse çözemez; bir yanı sonbahara, diğer yanı yazın bitişine ait. Gerçekten, Eylül’ün içinde nasıl bir ruh hâli var, biz de bilmiyoruz. Ama bir şey var: Eski zamanlarda Eylül’e verilen ismin ne olduğunu öğrenmek, bu karmaşanın biraz da olsa önüne geçebilir. Hazır mısınız? Eylül ayının eski adı nedir?
Eylül ve “Haritacıların” Zamanı: Kışa Gidişin İlk Fısıldanışı
İzmir’de, 25 yaşında biriyim. Genelde arkadaş ortamımda sürekli espriler yaparım, ama işin iç yüzü biraz daha farklıdır. Yani, Eylül’ün bana hissettirdiklerine dair kafa yormaya başladığımda, “bu ay gerçekten de bir tuhaf” dediğimi hatırlıyorum. Eylül’ün eski ismi “Ekim” olabilirdi, ama değil. Gelsin gerçekler! Eskiden, Eylül’e aslında “Sonbahar Başlangıcı” gibi bir isim verilmiş. Ama bak, bu ismin duygusal bir etkisi var mı dersen, kesinlikle var. Çünkü ben şahsen Eylül’ü görünce, kışa gidişin ilk sinyallerini alıyorum, ama bir yandan da hala yaz tatili modunda takılmak istiyorum.
Eylül’ün eski adının bu kadar klasik olduğunu görmek, bana hep şu soruyu sordurdu: “Peki, yıllar önce insanlar bu ayı neden bu şekilde tanımlamış?” Çünkü tam da o noktada, herkesin üzerinde bir baskı var. İşyerinde “yaz tatili bitti, o halde çalışmaya başla” diyorlar. Hatta bazen, akşamları yürürken bile Eylül’ün serinliğini hissediyorum. O soğuk havada bir yudum su içmek istiyorum ama “aman, yazın bitmesinden sonra bu soğuk beni yorar” diye düşünüyorum. İşte, tam burada eski adların anlam kazandığına inanıyorum. İnsanlar, sadece takvimi izlemekle kalmaz, içsel ruh hâllerini de takvime yansıtırlar. Eylül de, yazdan sonbahara geçişin ruhsal yansıması gibi…
Bir İzmirli’nin Eylül Kafası: Yazdan Sonra Sonra!
Şimdi, Eylül’ü bir İzmirli gözüyle düşünelim. Gündüzler hala sıcak, akşamlar biraz serin ama nereye gidersem gideyim, hala plajın son kalan saatlerini kaçırmış gibi hissediyorum. “Biraz daha tatile gidebilirim, bak” diye düşünüp, sonra akşam yemeği için taksiye bineceğimden neredeyse emin oluyorum. Tabii, geleneksel bir İzmirli Eylül’ü pek sevmez, çünkü o, yazın sonunun, şehrin kalabalığının ve “artık herkes işte” sendromunun başlangıcını simgeler. Ama içimde bir şeyler de var: “Yaşasın, artık kahve içmeye daha uygun bir hava oldu!” diye seviniyorum. Eylül’ün eski adı ise, bu sıcak ve serin havaların karmaşasını çok iyi yansıtıyor.
Bir arkadaşımın sözünü hatırlıyorum: “Yaz bitti, ama Eylül’de hala bir yaz ruhu var”. İşte, bu gibi durumlar Eylül’ün eski adıyla aslında gerçekten örtüşüyor. İnsanlar bu ayda hem yazı hem de sonbaharı yaşıyorlar. O yüzden belki de eski isim, bir anlamda bir geçiş dönemi olarak çok anlamlıydı. Ama bu karmaşa, her zaman içimde bir huzursuzluk yaratıyor. Çünkü sonunda, bir şekilde yazın sonu geliyor ve sen, güneşin sonunda batmaya başladığını görmek zorunda kalıyorsun.
Eylül: Hayal Kırıklığı ve Umut
Eylül’ün eski adı, ne yazık ki bana biraz “hayal kırıklığı” duygusu veriyor. Ama bunu mizahi bir şekilde anlatacak olursam, şöyle diyorum: “Eylül, yazın son anı gibi! Güneş batarken, ‘ya yaz bitti’ diye üzülürken, birazdan gelen soğuklarla da ‘kış geliyor’ diye panik yapıyoruz.” Ama yine de, Eylül’de bir şey var ki, o da “umut” diye adlandırabileceğimiz o minik ışık. Yani yazın bitişi, aslında yeni bir başlangıcın habercisi. Şu an kışa gidişi, tatil hayalleriyle karıştırıyorum ama birazdan kışın keyfini çıkarma zamanı da gelecek. Tabii, o da başka bir yazı konusu.
Eylül ve Okulların Açılması: Hayatın “Eylül Dönemi”
Eylül’ün bir de okul açılma özelliği var ki, bu da ister istemez herkesi etkiliyor. Okulların açılmasıyla birlikte, hayat bir şekilde hızlanıyor. Şimdi, bir genç olarak, okullar açıldığında benim kafamda “Eylül ayının eski adı nedir?” sorusuyla bir arayış başlıyor: “Neden Eylül, ‘yaz tatili’nin bitişi ile özdeşleştiriliyor? Neden bu kadar sert?” Ama işin gerçeği, Eylül’de eski yazlardan kalma bir yavaşlama hali bulmaya çalışmak da bir yandan acı veriyor. “Hadi ama” diyorum, “Hayatımda biraz huzur istiyorum, Eylül’den bana bir çare!” Ama Eylül, ne yazık ki sadece dönüşüm değil, aynı zamanda bir şeyleri bırakma zamanı da oluyor.
Bir İzmirli İçin Eylül: Kışa Bir Adım, Yazı Bir Adım Geride Bırakmak
Eylül, bana hep geçiş zamanlarını hatırlatıyor. Yani bir nevi “yeniliklere hazırlan” diyen bir ay. İzmir’in havası, bazen sabah sıcak, öğleden sonra serin, akşam ise rüzgarlı. Böyle bir karmaşada, Eylül’e verilen eski isim de, bir anlamda bu karmaşayı simgeliyor: “Yazın vedası, kışın başlangıcı.” Ama ben yine de içimde yazdan kalan o taze hisle gezmek istiyorum. Gerçekten de bu dönemde her şey karma karışık. Yaz tatilinin bittiği, okulların açıldığı, ama aslında yeni bir şeyler için umut duyduğum bir dönem. İşte, tam da bu yüzden Eylül ayının eski adı nedir diye sormak, bize bir anlamda “ne yapmak istediğimizin cevabını” veriyor. Eylül, kararsızlık ayıdır: bir adım ileri, bir adım geri.
Eylül’de eski adların ve değişen anlamların etkisiyle, kışa giden yol biraz daha belirsiz hale geliyor. Ama sonrasında gelen soğuklar, taze kahve kokusu, eski hatıralar ve yeni umutlar bizi bekliyor. Yani Eylül’ün eski adı, aslında ruh halimizin bir yansıması: bir başlangıcın ve bitişin birleşimi.